mirage
• 25/3/2007 -
• 25/3/2007 -
• 10/8/2006 - KARADUTUN HİKAYESİ
Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe ,delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yanyana evlerde otururlardı. Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı ask beslerlerdi. Fakat aileleri görüşmelerini istemezler, birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardı. İki evin arasında gizli bir çatlak vardı aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burda bulusur o aradan birbirlerine seslerini duyurur aşklarını dile getirirlerdi. Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler. Tispe ağaca Piremus dan önce varmıştı. Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bi mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarbını düşürmüştü. O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe nin esarpını parçalıyordu. O an aklına gelen ilk ve tek şey aslanın Tispe yi öldürerek yediğiydi. Tispe siz yaşayamazdı. Aklından geçen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü. Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzleşti. Piremus un cansız vucudu yerdeydi ve elinde Tispe nin düsürdüğü eşarpını tutuyordu. İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir şeyi anlayamamıştı. Ama esarpı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı. Bir an ve mağarada düşündüğü o korkunç şey başına gelmisti. Ve onun öldüğünü düşünen Piremus askı uğruna canına kıymıştı. Tispe bir an bile düşünnmeden hançeri aldı ve göğsüne götürdü. Onların aşkı ölesiye bir aşktı ölüm bile onları ayıramazdı. Eğer Piremus aşkı uğruna ölümü göze aldıysa o da hiç çekinmeden canına kıyabilirdi ve hançeri sapladı. Birden vücudu Piremusun bendeninin üstüne yığıldı. O anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzlestirmek istediler ve bu ciftin üstünde duran agacı bunların askına adadılar. Piremusun kanını bu ağacın meyvelerine, Tispenin gözyaslarını ise ağacın yapraklarına verdiler. O günden beri kara dut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini, (Piremusun kan lekesini), dut ağacının yaprakları, (Tispenin gözyasları) temizler.. Bilirmisiniz dut agacının meyvesinin lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yaprağını alır ovuşturursanız lekenin gittiğini göreceksiniz...
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 8/5/2006 - daha 17 yaşındayım
Buraya ilk geldiğim zaman kendimi çok yalnız hissettim. Çok kederliydim ve bana ilgi ve anlayış gösterilmesini bekliyordum.Bu olmadı. Sadece, vücutları en az benim ki kadar kötü berelenmiş binlerce başka insan gördüm. Bana bir numara verildi ve "trafik kazasından ölümler" bölümüne gönderildim.Öldüğüm gün, okulda sıradan bir gündü. Otobüse binmiş olmayı ne kadar isterdim! Ama otobüsü küçümsüyordum. Annemden arabayı nasıl zorla aldığımı hatırlıyorum. "Lütfen" demiştim. "Bütün çocuklar okula arabayla geliyorlar." Saat 2:50'de zil çaldığı zaman, kitaplanmı dolabıma attım. Ertesi sabaha kadar özgürdüm. Park yerine koştum. Arabayı kullanacak ve kendi kendimin patronu olacak olmam bana çok heyecan veriyordu.Kazanın nasıl olduğu önemli değil. Avarelik ediyor, hızlı gidiyor, çılgın hareketler yapıyordum. Ama özgürlüğün tadını çıkarıyor ve eğleniyordum. Hatırladığım en son şey çok yavaş ilerleyen yaşlı bir kadının önüne geçtiğimdi. Sonra bir çarpışma sesi duydum ve müthiş bir sarsıntı hissettim. Her yer cam ve çelik parçalan ile dolmuştu. Bedenimin sanki içi dışına çıkmıştı. Birisi haykırıyordu. Bu galiba bendim.Sonra, birden uyandım. Etraf çok sessizdi. Bir polis memuru başımda duruyordu. Derken bir de doktor gördüm. Bedenim paramparçaydı. Her tarafım kan içindeydi.Bir sürü yerime cam parçalan saplanmıştı. Çok tuhaftı, çünkü hiçbir şey hissetmiyordum. Ayy, durun neden o çarşafı yüzüme örtüyorsunuz? Ölmem mümkün değil. Daha henüz 17 yaşındayım. Bu gece bir kızla randevum var. Önümde upuzun bir hayat var. Daha ben ne yaşadım ki? Hayır, ölmüş olamam.Sonra, beni bir çekmeceye yerleştirdiler. Ailem beni teşhis etmeye geldi. Neden beni böyle görmek zorunda kaldılar? Neden, annem hayatında başına gelen en korkunç şeyi yaşarken onun gözlerine bakmak zorundaydım? Babam birdenbire ihtiyarlamış gibiydi. Sorumlu kişiye, "Evet, bizim oğlumuz" dedi.Cenaze töreni çok garipti. Bütün akrabalarım ve arkadaşlarım tabutumun yanına geldiler ve bana hiç görmediğim kadar üzgün gözlerle baktılar. Arkadaşlarımın bazıları, ağlıyordu. Bazı kız arkadaşlarım ise elime dokundular ve hıçkırarak uzaklaştılar.Lütfen, birisi beni uyandırsın. Beni buradan çıkarın. Annemi ve babamı bu kadar üzgün görmeye dayanamıyorum. Büyükannem ve büyükbabam o kadar bitkinler ki yürüyemiyorlar. Kız ve erkek kardeşlerim hayalet gibi dolaşıyorlar. Herkes bir şaşkınlık içinde. Robot gibi hareket ediyorlar. Herkes beni dinlesin. Kimse buna inanamıyor. Ben de inanamıyorum.Lütfen beni gömmeyin! Ben ölmedim! Benim daha yapacak çok şeyim var. Tekrar gülmek ve koşmak istiyorum. Şarkı söylemek ve dans etmek istiyorum. Lütfen beni toprağa vermeyin. Tanrım, sana söz veriyorum, bana bir şans daha verirsen, dünyanın en dikkatli sürücüsü ben olacağım. Tek istediğim bir şans daha verilmesi. Lütfen Tanrım, daha 17 yaşındayım.
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 28/4/2006 - ::SON MEKTUP::
Bu sana yazdıgım son mektup. İlişkimiz hakkında doğru kararı verdiğimizi düşünüyorum. Birlikte olağanüstü bir beş ay geçirdik. Herşey icin teşekkürler. Bilmeni isterim ki, birlikte geçirdiğimiz zamanların, kalbimde hep özel bir yeri olacak. Ama bundan sonra görüşmememiz (hatta telefonlaşmamamız) ikimiz içinde en doğrusu. Sevgiler, Joey.
Sevgili Amanda, Dün gece seni aramamın sebebi, o hep görmek istediğin film vardı ya, işte televizyonda o gösteriliyordu. Neyse, sana haber vermek için telefon açtım. Ve ne oldu? Alışkanlık işte, telesekreter kodunu girdim ve yanlışlıkla mesajlarını dinledim. Yapmamam gerekirdi, ne de olsa ayrıldık biz. Özür dilerim. Bu arada Francisco kim? Sadece meraktan soruyorum.
Joey.
Sevgili Amanda, Birdenbire ne fark ettim biliyor musun, altı çift saki kadehin bende kalmış! Hani sana ben hediye etmiştim. Japon yemeğini çok sevdigini bilirim, ihtiyacın olur diye düşündüm.
Bir şekilde onları sana ulaştırmak istiyorum. Ne zaman uygun olur? Beni bir arasana.
Her zamanki numaradan. Ama işten de arayabilirsin, 19:00'a kadar işteyim. 19:45'de evde oluyorum.Ama yok o arada arayacaksan, lütfen araba numaramı dene. Eminim saki kadehlerini sen de özlemişsindir. Bu sana yazdığım son mektup. Joey.
Sevgili Amanda, Ne büyük tesadüf değil mi, kedim patisiyle telefonun hafıza düğmesine basıyor ve küt diye sen karşıma çıkıyorsun! İyi oldu aslında uzun zamandır konuşmuyorduk. Gerçi 'Bitti artık Joey.
Bunu kafana sok!' derken, neyi kasdettiğini tam anlayabilmiş değilim. Bu arada,o telefon konuşmasından sonra kendimi senin sokağında buluverdim. Dalgınlık işte. Gecenin bir yarısında evinin önünde sarı bir Mustang gördüm, şasırdım, tanıdık birininin mi? Yoksa esrarengiz Francisco'ya mı ait, hani o hakkında pek iyi konuşulmayan adam! Neyse önemli değil.
Saki kadehlerini sokak kapısının önüne bıraktım. Neyse. O içeriden gelen müzik neydi?
Sesini fazla açmışsın, neden? Sevgiler, Joey.
Sevgili Amanda, Bu sana yazdığım son mektup. Seni incitmek inan bana, isteyeceğim en son şey, ama bilmen gerekir diye düşündüm: Yeni bir sevgilim var! Tanısan çok seversin. Adı Marisa.
Çok saçma değil mi, ikinizin de isminde harf var! Tesadüf işte! Bu arada, Francisco'nun vergi borçları olduğunu öğrendim. Üzüldüm tabii. Yardımcı olmamı ister misin?
Biliyorsun ilişkiniz beni artık yaralamıyor, elimden ne gelirse yaparım. Yinede seni Latin erkekleri konusunda uyarayım dedim! Biliyorsun onlara bir kadın asla yetmez. Joey.
Not: Kırmızı keçeli kalemin var mı? Gerçekten ihtiyacım var. Kitapçılarda bulamadım.Varsa beni haberdar et, cağrıma mesaj yolla.
Sevgili Amanda, Bu sana yazdıgım son mektup. Telefon numaranı değiştirmis olduğunu öğreniyorum. Bana haber bile verme ihtiyacı hissetmeden! Gercekten incindim. Ya acil bir durum olursa ve sana ulaşmam gerekirse, hiç düşünmüyorsun değil mi? Bir de sana ait bir dolu şey var hálá bu evde. Geçen gün Marisa bu konuyu açtı ve biraz tartıstık. Lütfen gel al onları, çünkü bu durum Marisa'yla ilişkimizi ciddi bir şekilde zedeliyor. En iyi zaman çarsambalari.17:00 ila 19:00 saatleri arası. Cuma'ları öğle saati hariç ne zaman istersen. Bir de tabii Salı'lari olabilir.
Bu arada, internet'te Francisco adında bir herif var, resmen kızlara asılıyor.Yani öylesine söyledim işte. Joey.
Sevgili Amanda, Yarın Sevgililer Günü. Bu mektubu posta yerine bir taşa bağlayarak pencerenden attığım için kızmazsın sanırım. Postayla zamanında eline geçmeyebilirdi. Tası farkettin mi? Birlikte tatile çöle onuda getirebilirsin. Ona sıkıştığı ödemeler konusunda yardımcı olabilirim. Bir de ne diyeceğim biliyor musun,sana yazdıgım mektupları senden geri almam gerekiyor. Bu son yazdıgımı da getirir misin? Bende sana ait olan şeyleri yanıma alırım. Ama çıplakken paraşütle atladıgım o fotoğraf var ya, o sende kalsın! Bana haber verir misin? Aslında ben asağıdayım. Bu sana yazdığım son mektup.
Hep seni seviyorum Joey!
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|